Saygı Öztürk

 

Gazeteci Yazar
SAYGI ÖZTÜRK


Saygı Öztürk > İsyanın kod adı: TD 134
17/4/2014

İsyanın kod adı: TD 134

Mamak Cezaevini bilirim. 12 Eylül Askeri Harekatından sonra “karıştır-barıştır” taktiğiyle sağ ve solun önde gelen isimleri aynı hücrelere konulmuştu. Cezaevine, Emin Özgönül ile birlikte röportaj için gittiğimizde, evlenmeye karar vermiş iki gencin, cezaevi müdürlüğünde nikah töreni vardı. Birinin tanığı da ben olmuştum.



Ağır suçluların konulduğu hücrelerin bulunduğu dar koridordan geçerken, nöbetçi asker “Dikkat komutan!” diye bağırıyordu. Hücrenin loş ışığında, komutana arkası dönük olarak duran tutuklu ya da hükümlünün kim olduğunu komutan söylüyordu. Komutan “geriye dön” komutu vermedikçe, asker koridorda kimlerin bulunduğunu, kiminle konuştuğunu bilmiyordu.

En garibime giden, cezaevine yeni getirilenin dört tarafı demir parmaklıklarla çevrili kafese konulmasıydı. Bunlar daha sonra koğuşlara gönderiliyordu. Koğuşlar tıklım tıklımdı. Yerde yatanlar, aynı yatağı paylaşmak zorunda kalanlar vardı.

Mamak günleri zordu. Mamak günleri acılı öykü, gözyaşı, hasretti. Ölüme yolculuktu. İdam cezası verilenler, oradan kaçmayı planlayanlar, bunu gerçekleştirmek için ölümü geze alanlar…Tünel kazmayı, firar etmeyi aklından geçirenler. Mamak günleri gençlerin isyan günleriydi…

Orada şimdi askerin isyanı var
Bir “darbe planı” diye tutturdular. Askerimiz kendisi camisini bombalayacak, kendi uçağını düşürecek, iç karışıklıklar çıkacak ve asker de darbe yapacakmış. Buna da “Balyoz Darbe Planı” adı verilmiş. Siz misiniz bırakın darbe yapmayı, darbeyi yapmayı aklınızdan geçiren… Siz misiniz AKP hükümetini yıkmaya, görev yapamaz hale getirmeye. Sahtelikleri defalarca kanıtlanan belgelere, dijital verilere rağmen 237 askere 13 yıl, 16 yıl, 18 yıl, 20 yıl hapis cezaları verildi. Biz onlara “hapisteki askerler” diyoruz ama onlar kendilerini asla “hapis” kabul etmiyor. Onlar “tutsak”, “esir” görüyor. Bunu söylediklerinde gözleri yaşarıyor. Cezaları verildikten sonra, muvazzaflardan 48’i Mamak Askeri Cezaevine konulmuş. Milli Savunma Bakanlığı’ndan izinli olarak Mamak Askeri Cezaevi’ne açık görüş için gittim. Genelkurmay Başkanlığı, askerlerin ziyaretçilerinin açık görüşlerini rahat yapabilmeleri için özel bir bölüm oluşturmuş… Cezaevinde görevli askerler, asla bir mahkum olarak görmedikleri komutanlarına son derece saygılı.Onlar da, askerlerin zor durumda kalmaması için kurallara harfiyen uyuyor…

Görüş odasında komutanlarla birlikte
Komutanlar geliyor. Birisinin elinde kuru pasta, diğerlerinin elinde termosla çay. Onlar, eşlerini, çocuklarını da böyle karşılıyorlar. Birbirlerini sevgiyle, özlemle kucaklıyorlar. Dışarıdan gelenler “kumpas olduğu anlaşıldı, yakında çıkarsınız” müjdesini veriyorlar. İçerdekiler de “evet” diyor. Ama değişen bir şey olmuyor… İşte bu durum gerçekten içerdekilerin tahammül sınırlarını alabildiğine zorluyor. Onlar unutuluyor, “tutsak olmalarının” sanki kimsenin umurunda değilmiş gibi izlenim ediniyorlar.

Hava Pilot Tuğgeneral Mehmet Eldem, Deniz Kurmay Albay Engin Kılıç, Deniz Kurmay Albay Koray Özyurt ve Jandarma Kurmay Albay Aziz Yılmaz’la inanın ne konuşacağımı bilemiyorum. Bir uçak geçiyor tepemizden. Tuğgeneral Eldem’in gözü havada. Uçak kayboluncaya kadar onu izliyor. O uçakları izliyor ama peki Denizciler ne yapıyor.

Onlar kendilerini denizde gemisiyle seferde sayıyor. Binmişler “Mamak” adını verdikleri gemiye…Ama o gemide, kendi gemilerinde şimdi “tutsak” haldeler. Masanın üzerinde bir şapka var. Üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Gemisi anlamına gelen TCG’nin yanında geminin adı Mamak olarak yazılı. Altında TD yazıyor. Yani Tutsak Denizciler. İşte bunun yanındaki 134 rakamı da geminin borda numarası. Yani, Balyoz davasında 134 denizcinin tutsak edildiğini içeriyor.

Komutanın söylediklerini not alıyorum
Görüş odasında çocukların yaptığı resimler asılı. Damla yaptığı resmi dayısı Cüneyt beye getirmiş. Hep manzara çizmişler. Havada uçak, denizde gemi, karada bayrak… Ve onlarda baba özlemi. Her gelen o resimleri. Çocuk gözüyle yapılanları görünce duygulanıyor.

Engin Kılıç albay, “canımdan çok sevdiğim vatanımda, düşman askerlerine dahi reva görülmeyecek bir şekilde nasıl ‘tutsak’ düştüğünü” anlatmak istiyor. Bunu yalnız kendisi için değil, tüm arkadaşları için söylüyor. Not alıyorum:

“Ben, okuma yazma bilmeyen ve görme özürlü bir anne ile ilkokul mezunu, emekli bir memur babadan olan 10 çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Bir oda ve bir salonu olan bir gecekonduda büyüdüm. Ailemin liseden sonra eğitim gören tek çocuğuyum. Maddi imkânlarımız el vermediği ve içimde hep okuma hevesi olduğu için, 9 yaşından lise son sınıfa kadar aralıksız olarak okulların açık olduğu dönemlerde sabahları simit sattım, öğleden sonraları ise ayakkabı boyacılığı, garsonluk, seyyar satıcılık, halde hamallık, inşaatlarda amelelik yaptım, maçlarda bayrak/flama sattım.

Hiç yılmadan namusumla hem ekmek paramı kazandım, hem de eğitimimi tamamladım. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin en prestijli üniversitelerinden birini (Makine mühendisliği bölümünü) kazandım. Ancak üniversiteye maddi imkânsızlıklar nedeniyle gidemedim. Deniz Harp Okuluna girdim. Deniz Harp Okulunda eğitim gördüğüm dönemde de tatillerde çalışarak, hem okul harçlığımı çıkarmaya, hem de aileme katkı sağlamaya devam ettim.

Mezun olduktan sonra denizaltı gemilerinde 16 yıl hizmet ettim Komodorluk görevim esnasında, Donanma Komutanlığında yapılan aramada bulunan, 5 numaralı hard diskte yer alan, sadece ve sadece dijital bir verinin üst veri yollarında, bilgim ve iradem dışında ismimin yer alması nedeniyle, sözde yargılama neticesinde 16 yıl hapse mahkûm edildim. Halen Mamak Askeri Cezaevinde tutsak olarak bulunmaktayım.1’inci Ordu Komutanlığının yerini dahi bilmeyen bir deniz subayı olarak, seminer ve iddia edilen planı ilk defa Ağustos 2011’de yurt dışı daimi görevi dönüşü basından öğrenen ben ceza alırken, seminerin plan/proje subayı olan ve seminerin tüm detaylarına hâkim olan silah arkadaşımız sanık dahi olmamıştır.”

Elini göğsüne götürüyor, “ciğerim yanıyor, içim parçalanıyor. Bizlere kumpas kuranlara, bu kumpası görüp de hiçbir şey yapmayanlara, düşman askerlerine dahi reva görülmeyecek bir şekilde bizi yargılayanlara, yıllarca dost bilip de bizlere sırtını çeviren ve timsah gözyaşları döken sözde silah arkadaşlarımıza isyan ediyorum” diyor…

Oda bir sessizlik oluyor. Komutan o an içini dökmenin rahatlığı içindeydi. Ama öyküler bitmiyordu. Bir kuş, pencerenin önüne kondu. Jandarma Albay Aziz Yılmaz, “Suçsuz olduğumuzu, CD’lerin sahte olduğunu ispat için bir tek ağzımızla kuş tutmadığımız kaldı” diyor.

Aziz Albay da, 16 yıllık meslek hayatının 11 yılını dağlarda terörist peşinde geçirmişti. Çok pusulardan kurtulmuştu ama bu pusu bir başkaydı… İğneyle kuyu kazar gibi hukuka ve adalete ulaşmaya çalışıyorlar. Bu arada hayat ellerinin arasından kayıp gidiyor…

Onlar, neye yanacaklarını da şaşırmış
Aziz Albay, içi yana yana anlatıyor. Pencerenin önündeki kuş uçuyor. Aziz Albay konuşmasını sürdürüyor:

“Neye yanacağımı şaşırdım. Gençliğimin dağlarda terörist peşinde geçtiğine mi? Eşimin ve oğlumun hayatının Türkiye’nin ücra köşelerinde geçtiğine mi? Yıllarca geri gelebilecek mi diye korkuyla beni beklediklerine mi? Oğlumun okul hayatının altüst olduğuna mı? İşimin, ekmeğimin, geleceğimin elinden alındığına mı? Teröristler masum insanlara zarar vermesin diye onlarca kez kendi hayatımı tehlikeye attığım için göğsüme Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası takan devletimin şimdi haksız yere boynuma darbeci/terörist yaftası taktığına mı? Haksız yere 16 yıl ceza aldığıma mı? Yıllarımın dört duvar arasında geçtiğine mi? İnsanımıza, devletime, hukuka olan inancımı kaybetmeye başladığıma mı? Hangisine yanayım?”

Koray Özyurt albay da “İnsanlığa Karşı Suç işlendi. Bu komployu kuranlar, yardım edenler, destek verenler, alet olanlar unutmasın ki bu suçun zaman aşımı yoktur. Er geç adalet önünde hesap vereceklerdir” diyor. Albay Özyurt devam ediyor:

“Şunu bilmenizi isterim ki, bizler kimseden bir merhamet ya da bir af istemiyoruz. Bizler vatana, millete hizmet etmek için didinip çalışan, şanla -şerefle görevlerini yapan suçsuz insanlarız. Bizler Sayın Başbakan ve Adalet Bakanı tarafından da dile getirildiği üzere, adalet dağıtmayan ve meşruiyetini yitirmiş olan ‘Özel Maksatla’ görevlendirilmiş ve görevini tamamladıktan sonra kapatılan mahkemelerde değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafsız yetiye sahip, gerçek mahkemelerinde yargılanmak istiyoruz. Bizler öncelikle özgürlüğümüzü daha sonra ise devletin temeli olan adaletin tecelli etmesini istiyoruz.”

Peki bu iş nasıl çözülecek?
Açıkçası bu davanın bu şekilde sonuçlanacağını kimse beklemiyordu. O yüzden olup bitenler için Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel de suçlanıyor. Ancak karargahtan edindiğimiz bilgiler, Özel’in bu konuda gerekli gayreti gösterdiği ama sonuç alamadığı yolunda. Zaman geçtikçe “Balyoz” hükümlüleri unutuluyor. Onlar da cezaevlerinde unutulup gideceklerini düşündükçe kahroluyorlar.

Hava Pilot Tuğgeneral Mehmet Eldem, “Bundan sonra gelinen nokta nedir, çözüme nasıl ulaşacağız konusuna değinmek istiyoruz” diyor. Komutanı dinliyorum:

“Genelkurmay Başkanımızın bizim suçsuz olduğumuza olan inancı tamdır. Bu konuda açık herhangi bir ifade de bulunmamıştır, ancak Balyoz davasının bizim lehimize çözümlenecek şekilde olması yönünde çok büyük çaba sarf ettiğini biliyoruz. Bu çabaları, 17 Aralık 2013 öncesinde Balyoz Davasına olan şüphe nedeniyle sonuç bulmamıştır. 17 Aralık 2013’ten itibaren ise, Başbakanın da bize kurulan Kumpasların farkına varması ve Balyoz Davasının Milli Orduyu ortadan kaldırmak için oluşturulmuş bir plan çerçevesinde yürütüldüğünün ortaya çıkması ile komutanımızın bizi savunmak için kendisini daha haklı ve daha güçlü hissettiğini değerlendiriyoruz.”

Hükümetin, gelinen noktadan sonra bir şeyler yapması isteniyor. Tuğgeneral Eldem sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Türk Silahlı Kuvvetlerinin Çok Gizli Kozmik bilgileri bu yapılanmanın emniyet ve adalet mekanizması içindeki hainleri marifeti ile internet sitelerinde yayınlanarak deşifre edilmiştir. TSK mensuplarının moral motivasyonları bozulmuştur. Bütün bunlar vatan hainliğinden başka bir şey değildir. Bizim bilgilerimize başvurulduğu takdirde bu yapının ortaya çıkarılması için her türlü desteği verebiliriz.”.

Askerlerden 5’li plan önerisi
Mamak Cezaevinin iki koğuşunda askerler kendilerine göre çözümler üretiyor, ilgili makamlara gönderiyor. Mehmet Eldem de hükümlü askerlerin sorununun nasıl çözümlenmesi gerektiğini şöyle sıralıyor:

1- Öncelikle tutsak olan tüm TSK mensupları bir şekilde özgürlüklerine kavuşturulmalıdır. Bu da kanun koyucunun üzerine düşen görevdir. Çünkü kumpasın farkına varılmış ve herkes tarafından kabul edilmiştir. Biz buna siyasi çözüm diyoruz.

2- Yasama organı tarafından dijital delillerin geçerliliği ile ilgili kanunda değişiklik yapılmalıdır.

3- Paralel yapıdan arındırılmış tarafsız bir mahkemede Balyoz Davası yeniden görülmelidir. Bu şekilde davaya konu deliller yeniden değerlendirilmeli ve tarafsız bilirkişilere incelettirilmelidir.

4- Bu kumpası hazırlayan çete ortaya çıkarılmalı ve vatan hainliği ile yargılanmalıdır. Çetenin bulunduğu kurumlar yetkili ağızlar tarafından ifade edilmiştir. Sadece bu kurumlarda soruşturmalar başlatılmalıdır.

5- Zarar gören tüm mağdurların, maddi ve manevi hakları iade edilmeli ve özür dilenmelidir.

Peki bunlar yetecek mi? Eldem, “Eğer bunlar yapılmaz ve geçici tedbirlerle tutukluluğumuz kaldırılıp, infaz yasaları ile tahliyeler olur ve bu dava zamana bırakılırsa, davada sanık olan tüm şahısların bundan sonraki hayatları bitmiş olacaktır. Sadece sanıkların değil sanıkların çocuklarına da Türkiye’de yaşam hakkı tanınmayacaktır. Bu kişiler iş bulamayacaktır, tüm emeklilik hakları elinden alınmış olacaktır. Bu durumu kesinlikle yaşamak istemiyoruz” diyor.

Sonuç hep hüsran oluyor, artık yeter
Eşleri, çocukları da, onların Mamak’tan çıkıp bir gün ansızın evin kapısını çalacaklarını düşünüyor. Ama zaman geçiyor, “çıkacaklar” deniliyor ama kimsenin çıktığı, çıkardığı yok. Bir eş anlatıyor, “Mamak’a gidip kapıları kırasım geliyor” diyor.

Aynı davanın sanığıyken tahliye edilen bir albay, “Emekliye ayrılmama az bir süre kalmıştı. Artık üniforma giymemeye ve kalan süremi raporla geçirecektim. Eve geldim, bana asker olduğumu hatırlatan hiçbir şeyin olmaması için madalyalarım da dahil olmak üzere her şeyi kırıp attım” diyor. Kendilerinin niçin tahliye edildiğini, içerdekilerin niçin tutulduğunu da hala anlayamadığını ekliyor…

Askerler, nereye başvurulması gerekiyorsa oraya başvuruyor. Anayasa Mahkemesi’nde 218 hükümlü adına yapılan ve 6 aydır bekleyen bireysel başvuru için de cezaevlerinde umutlar yükseliyor.

Komutan saatine baktı. Görüş süremizin dolmasına iki dakika kalmıştı. Ayağa kalktık. Görevli askerlerin zor duruma düşmemesi için tam zamanında vedalaştık… Cezaevinin nizamiyesinde bir afiş asılıydı. Üzerinde “Vatan sana canım feda” yazıyordu. Mamak’tan, orada bulunan 48 askerden hepinize selam getirdim. Onlar unutmayın…
------


Facebook'ta paylaş    Twitter'da paylaş



Saygı Öztürk > İsyanın kod adı: TD 134

Diğer Yazıları:
  4/10/2017 Bunun kaybedeni Türkiye olur…
  3/10/2017 13 yılın en ağır kaybı
  1/10/2017 Danıştay’ın bu kararı yargılatmayanlara ders olsun
29/9/2017 Onlar parsel parsel kazanırken…
27/9/2017 Bu bayramı siz yine mi unuttunuz?
26/9/2017 HSK Başkanvekili, davaları SÖZCܒye anlattı
24/9/2017 Milletvekili rantına CHP’den veto
22/9/2017 Gerilim artıyor; Kerkük korkutuyor
20/9/2017 Barzani’nin mektubu… Nereden nereye?
19/9/2017 Barzani, baba vasiyetini unuttu mu?
17/9/2017 Hakkını yemeyelim bunlar hep AKP’nin eseri
15/9/2017 Bunlar, tehlikeli tırmanışlar
13/9/2017 İHA’nın ve SİHA’nın gördükleri
12/9/2017 Özel Kuvvetler Komutanlığı davasında ilginç sorular
10/9/2017 Çağlayan: Ben hesabını verdim
  8/9/2017 Yaklaşan tehlike, Cumhurbaşkanı’na 2.5 ay önce söylenmiş
  6/9/2017 Evet, gerçekten herkese lazım…
  5/9/2017 Öldürmeyin, yaşama döndürün
  3/9/2017 Gençlik bunlara mı emanet?
  1/9/2017 Bu nasıl sığınmacılık?
30/8/2017 Biri ‘Yeşil’ biri ‘Öksüz’
29/8/2017 İddianamenin “siyasi baskı” bölümü niçin kısaltıldı?
27/8/2017 Öksüz skandalında yeni perde
25/8/2017 Zekai Paşa SÖZCܒye konuştu
23/8/2017 Komutanların istifasının nedeni ByLock mu?


 


..:: KİTAPLARI ::..

Okyanus Ötesindeki Vaiz fetö kitabı
Okyanus Ötesindeki Vaiz
Çok gizli damgalı raporların ışığında MİT-Emniyet-Yargı üçgeninde Fethullah Gülen Gerçeği
2010


Kod Adı Mürted Tanıklar ve belgeler ışığında 15 temmuz
Kod Adı Mürted
Tanıklar ve Belgeler Işığında 15 Temmuz
2016

Balyoz'da Kumpas

Balyoz'da Kumpas
Belgeleriyle Balyoz Davası ve Sonrası
2014

Örgüt Pazarı

Örgüt Pazarı
Sağ-Sol Örgütler, Kürtçülük ve Tarikatlar
2013

Belgelerle 28 Şubat

Belgelerle 28 Şubat
Dünü ve bugünü ile 28 Şubat
2013

Son Babalar
Son Babalar
Türkiye'deki yeraltı örgütlenmesinin değişen yüzü, değişen kimlikleri...
2011

Okyanus Ötesindeki Vaiz fetö kitabı
Okyanus Ötesindeki Vaiz
Çok gizli damgalı raporların ışığında MİT-Emniyet-Yargı üçgeninde Fethullah Gülen Gerçeği
2010

MGK
MGK
28 Şubat'ta kapalı kapılar ardında neler yaşandı. Belgeleriyle bu kitapta..
2011

Taşeron Mesih
Taşeron Mesih
Mehmet Ali Ağca’yı belge ve bilgilerin ışığında daha yakından tanıyacaksınız
2010

Ölüm Kuyuları
Ölüm Kuyuları
İddiadan gerçeğe Şemdinli olayları
2009

Belgelerle Ergenekon
Belgelerle Ergenekon
Herşey Ümraniye'de bulunan bombalarla başladı..
2008

5-6-2 Tamam Reis
5-6-2 Tamam Reis
Kırcı, Ağca ve bir dönemin cinayetleri
2008

Apo Olayının Perde Arkası
Apo Olayının Perde Arkası
Abdullah Öcalan'ın yakalanışının ve sonrasının belgeler ile anlatımı
2009

33 Kurşun
33 Kurşun
33 erimizin şehit edildiği katliamın tanıkları anlatıyor
2008

İsmet Paşa'nın Kürt Raporu
İsmet Paşa'nın Kürt Raporu
İsmet Paşanın gizli raporu 75 yıl sonra ortaya çıktı
2007

Sınır Ötesi Savaş'ın Kurmay Günlüğü
Sınır Ötesi Savaş'ın Kurmay Günlüğü
1. Kuzey Irak Harekatı'nn Öyküsü
2007

Devletin Derinliklerinde
Devletin Derinliklerinde
Belgelerle Sususrluk'un perde arkası
2002

Madalyalı Mahkum
Madalyalı Mahkum
Korkut Eken Olayı
2007


twitter.com/saygi_ozturk
tr.linkedin.com/in/saygiozturk
facebook.com/saygiozturk

Saygı Öztürk Kimdir

webmaster Site Haritası

© 2018  www.saygiozturk.com I www.saygiozturk.net Saygı Öztürk kitapları ve yazıları