Saygı Öztürk

 

Gazeteci Yazar
SAYGI ÖZTÜRK


Saygı Öztürk > Cem Uzan'la uzun bir röportaj
27/8/2014

Cem Uzan'la uzun bir röportaj

Cem Uzan SÖZCܒye anlattı – 1


Türkiye’den Fransa’ya kaçan Cem Uzan’dan müthiş iddia:
“Dava açılmaması için 1 milyon dolar istendi”
“Benimle birlikte gözaltına alınan Türkiye’nin ünlü şirketlerinin yöneticilerinin tamamı tutuklanırken, ben ‘adresim belli olduğu ve kaçmayacağım’ gerekçesiyle serbest bırakıldım. 3-4 gün sonra bir avukat geldi, iddianame hazırlanmaması, dava açılmaması karşılığında benden tam 1 milyon dolar isteniyordu.”
Beni, kaçarken yakalayacaklardı
“Spordan evime geldiğimde, televizyonlarda gözaltına alındığım, Vatan caddesine götürüldüğüm” haberi yayınlanıyordu. Bir oyuna getiriliyordum. Bu haberi öğrenir öğrenmez kaçacağımı hesapladılar. Ben kaçarken de polis yakalayacak böylece ‘Cem Uzan kaçarken polis tarafından yakalandı’ denilecekti. Bu oyuna gelmedim, evimde polisi bekledim. Banyodan çıktığımda yatak odamız polis doluydu.”

Saygı ÖZTÜRK
Ankara stüdyosunda gece saat 02.00’ye kadar devam eden televizyon programına katılmıştı. Özel uçakla, İstanbul’daki evine döndüğünde saat 05.00’i geçiyordu. Uyudu. Her sabah yaptığı sporu da, akşam üzerine bırakmıştı. Çünkü, öğleden sonra Amerikalı iki avukatla toplantısı vardı. O gün geç uyandı. Toplantıdan sonra, akşam saatlerine doğru spor yapmaya fırsat bulabildi.
Ağır bir spor yapmıştı. Kan-ter içinde salona geldi. Az sonra banyoya girecekti. Yerine bile oturmadan masanın üzerindeki birkaç gazetenin başlıklarını okudu. “Bu memlekette ne zaman iyi haber” olacak diye düşündü. Bugün, avukatı da, nasıl haksızlıklarla karşı karşıya olduklarını anlatmıştı. Artık, yargıya olan güveni de kayboluyordu.
“Cem bey, sizi gözaltına almışlar”
Evinde çalışan görevlilerden birisi heyecanla mutfaktan salona geldi, “Cem Bey, Cem bey sizi gözaltına almışlar. Şimdi de Vatan Caddesinde bulunan Emniyet’e götürüyorlarmış” dedi. Elindeki havluyla bir yandan terini silen, ünlü iş adamı ve Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan, “ne gözaltısı, ne Emniyeti, ben karşındayım, sen rüya mı gördün yoksa?” dediğinde, görevli biraz da mahcup olmuştu. Başını yere eğdi, “Efendim, keşke rüya olsa. Televizyonda öyle söylüyorlar, alt yazısında sürekli sizin adınızı yazıyorlar” karşılığını verdi.
Havluyu attı, televizyonun kumandasını aldı. Kendisine “gözaltına alınmışınız” diyen kişinin söylediği televizyon kanalını açtı. Doğruydu. Sürekli “son dakika” haberi olarak alt yazıdan Cem Uzan’ın gözaltına alındığı yazısı akıyordu. Cem Uzan, kanal değiştirdi, orada da, başka kanallarda da gözaltına alındığı belirtiliyordu. Bir dönem sahibi olduğu Star Televizyonunu açtı, aynı haber yayınlanıyor, Cem Uzan’la birlikte gözaltına alındığı belirtilenlerin isimleri sıralanıyordu.
Cem Uzan telaşlandı. Eşi, Alara Hanımı çağırttı. Alara Hanım da, eşinin son dönemlerdeki tedirginliğinin farkındaydı. Onu yalnız bırakmıyordu. Cem, Bey, eşine “sakın üzülme, bir şeyler oluyor. Sakin ol hayatım. Anladığım kadarıyla birileri beni almaya geliyor. Ben bir duş alıp hazırlanayım” dedi. Bu kez televizyon kumandası Alara Hanımın elindeydi. Kanal kanal dolaşıyordu. Hepsinde aynı haber vardı, Cem Uzan’ın gözaltına alındığı belirtiliyor ama Cem Uzan o an yanındaydı.
Cem Uzan Banyoya giderken, eşi “Bunlar yalan haber olmasın?” dedi. Uzan, eşine baktı, bir şey söylemedi. Banyoya doğru yürürken kafası karmakarışıktı. Niçin, gelip gözaltına alınmıyor da, gözaltına alınmadan gözaltına alındığı basına bildiriliyordu. Banyoya yürürken bunun cevabını da bulmuştu. İnadına kaçmayacaktı, inadına onların gelişini bekleyecekti…
Yatak odasından, hücreye
Duşunu alırken, aklında hep televizyonun son dakika haberleri vardı. Başını sabunladı, duruladı. Bir kez daha sabunladı. Duşu her zamankinden uzun sürmüştü. Bornozunu giydiğinde, kapı önünde eşinin “geldiler Cem, seni götürmeye geldiler” diyen sesini duydu. O an, daha dünyadan habersiz kızı Paris’i düşündü. Alara Hanımın sesi titriyordu. Ya, oğlu Renç’in, evde bir anda çok sayıda polisi görünce nasıl korkmuş olabileceğini düşündü. Yatak odasına geldiğinde, odanın içi polis doluydu.
Bu kez, gerçekten kendisini Vatan caddesindeki Emniyet Müdürlüğü’ne götürmek üzere gelmişlerdi. Gözaltı işlemleri yapıldıktan sonra, sorguya geçilmişti. Cem Uzan’a, şirketleriyle ilgili bazı belgeler gösteriliyor, bununla ilgili sorular yöneltiliyordu. Oysa, o dönemde Uzan’ın bütün şirketlerine zaten el konulmuştu. Cem, Uzan, bir dönem kendisine ait olan şirketten para çalmakla suçlanıyordu. Sorguyu yapan görevliye, “şirketlere el koydular. Benim değil bu şirketler. Hiçbir sorunuza cevap vermem. Susma hakkımı kullanıyorum” dedi.
Sorgucu polisler, Uzan’ı konuşturmak için değişik taktiklere başvuruyordu. Ancak, Uzan konuşmamakta kararlıydı. Avukatı Şeylan Çığgın da, susma hakkını kullanmasını istiyordu. Sorguya devam edilmeyeceği için artık, hücreye konulma vakti gelmişti. Bir gece öncenin yorgunluğu, gecenin gerilimi sonucu uykusuzdu, yorgundu, gergindi. Hücreye koyduklarında, bir an önce uyumak istiyordu. Demir kapıların açılıp kapanması, onu derin uykusundan uyandırmadı.
Akşamüzeri C.Savcısının karşısındaydı. Orada da, şirketlerine el konulduğunu, kendi şirketinden para çalmasının söz konusu olamayacağını belirtiyordu. Tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilen 35 kişi, Türkiye’nin en büyük şirketlerinin yöneticileriydi. Hepsi de “çete”den sorgulanacaktı. Sorgu tamamlandıkça heyecan artıyor, mahkemenin nasıl bir karar vereceği merak ediliyordu. …Ve sonuçta, Cem Uzan dışındakilerin tamamının tutuklanmasına karar verildi. Cem Uzan’ın tutuklanmama gerekçesi olarak “adresi bellidir, kaçma riski yoktur” gösteriliyordu. Gerçekten, Uzan’ın kaçma gibi bir düşüncesi de yoktu. Taki o gün kendisine söylenenleri duyana kadar…
“Benden 1 milyon dolar rüşvet istendi”
Hücrede geçirdiği saatleri hatırladı. Kendisine nasıl bir komplo kurulduğunu düşündü. O sırada çocukları Renç, üzerinde Galatasaray formasıyla göründü. Renç de babası gibi tam bir Galatasaray tutkunu. Fransa’da bulunan aracın camında Galatasaray çıkartması var. Renç, odasına giderken, Cem Uzan kahvesinden bir yudum daha aldı. O kendisine yapılanlara bir kez daha öfke duydu ve şunları söyledi:
“Herkesi tutukladılar, beni ‘adresi bellidir kaçma riski yoktur’ diye serbest bıraktılar. Meğerse, bana komplo şöyle kurulmuş: Televizyonlara gözaltına alındığım haberi önceden verilecek, ben de bu haberi televizyondan öğrenir öğrenmez korkup kaçacağım. Ben kaçmaya çalışırken, evimin etrafı polisle çevrili olduğu için evden kaçarken yakalanacaktım. Böylece, ‘Cem Uzan kaçıyordu, polis tarafından yakalandı’ denilecekti.”
Benim, “Cem Bey, peki bu komployu size kim kurdu?” diye sormamı beklemeden bir C.Savcısının adını verdi. Ve ardından da müthiş bir iddiada bulundu:
“Benimle birlikte gözaltına alınan herkes tutuklandıktan 3-4 gün sonra bana bir avukat aracılığıyla haber gönderildi. Benden açık açık para istendi. İstenilen para da 1 milyon dolardı. Avukat, ‘ver bir milyon doları, içerdekiler de serbest kalır dava da açılmaz’ diyordu. İçerdekiler 5-6 ay sonra serbest bırakıldılar. Dava açıldı. Dava 5 sene sürdü. Ben Fransa’dayken de bana bu davadan 24 yıl hapis cezası verildi. Diğerleriyle birlikte 42 yıl hapis cezası verdiler. ‘Rüşvet vermekten’ ceza veriyorlar ama kime verdiğim iddianamede bile yok. ‘Evrak sahtekarlığı’ deniliyor. Hiçbir şirketimde hiçbir evrak sahte değil. İddianamede de ‘şu evrak sahte’ diye bir şey yok zaten.”
“Koca dava açtı, karısı mahkûm etti”
Uzan, anlatırken sesi uçak gürültüsünün arasında kayboluyor. Fransa’nın o an bulunduğumuz Provence bölgesi Ramatuelle köyünün de kurtuluş günüymüş. Kurtuluş günü şenlikleri çerçevesinde gösteri uçuşları yapılıyor, jetlerle yapılan akrobasi gösterileri nefes kesiyordu. Cem Uzan da, elini mavi gözlerinin üzerine siper yaptı ve uçakları baktı. Uçaklar gözden kayboluncaya kadar baktık. Cem Uzan, kaldığı yerden devam etti:
“2007 yılında, İmar Bankasıyla ilgili zimmet davası açtılar. Neyi zimmetime geçirmişim sana söyleyeyim de biraz gül. 20 bin lira. Nasıl geçirmişim? Vergi ödemişim. Yani karşılığı olmayan bir hesaptan devlete vergi ödemişim. Ödediğim verginin içinde 20 bin liralık bir çekin karşılığı yokmuş güya. Devlete vergi ödemek için para çalmama ihtiyaç yok. Param yoksa vergiyi ödemem. Bunu, savcı (isim veriyor) kılıfına uyduramadı ve dosyama takipsizlik verdi. Takipsizliğe TMSF’deki Fethullahçılar itiraz ettiler. Dava açıldı. Yalnız enteresan olan şu: savcı davayı açtı. Davaya bakan mahkemenin başkanı, savcının karısı. Bir yerde karı- koca beni mahkum ettiler. Kocası davayı açıyor karısı karara bağlıyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir hokkabazlık yok. Ancak ve ancak Fethullah ın hukuk düzeninde oluyor bu. Avukat Celal Ülgen’in takip ettiği bu dosya, şu anda bildiğim kadarıyla Yargıtay’da bekliyor.
--------- Yarın: Hangi söz üzerine yurtdışına kaçmaya karar verdi?
KUTU/ Cem Uzan hakkındaki mahkumiyet kararları
MAHKEME KARAR SUÇ TOPLAM YIL HAPİS
1 İSTANBUL 7. AĞIR CEZA MAHKEMESİ 15.04.2010 GÜN VE 2005/123 E VE 2010/158 K SAYILI SUÇ ÖRGÜTÜ KURMAK 3 YIL
2 İSTANBUL 7. AĞIR CEZA MAHKEMESİ 15.04.2010 GÜN VE 2005/123 E VE 2010/158 K SAYILI RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK 8 YIL 9 AY
3 İSTANBUL 7. AĞIR CEZA MAHKEMESİ 15.04.2010 GÜN VE 2005/123 E VE 2010/158 K SAYILI KAMU KURULUŞLARINI DOLANDIRMAK 11 YIL 3 AY
4 İSTANBUL 8. AĞIR CEZA MAHKEMESİ 29.03.2013 GÜN VE 2008/10 E VE 2013/11 K SAYILI KARAR NİTELİKLİ ZİMMET 18 YIL 5 AY
TOPLAM 41 YIL 5 AY

19 Ağustos14 – Cem Uzan SÖZCܒye anlattı – 2
Savcı Zekeriya Bey, sizi istiyor
Cem Uzan’ın cep telefonu çaldı. “bilinmeyen numara”dan arayan kişi Emniyet Terör Şubesinden aradığını, Salı günü C.Savcısı Zekeriya Öz’e ifade vermek üzere öğleden sonra beklendiğini bildirdi.
O an kaçmaya karar verdi
Savcı, “Cem Bey, bakın sağlığınız yerinde, her şeyden önce özgürsünüz. Bu özgürlüğün kıymetini bilin” dedi. İşte, o an alarm zilleri çaldı. Uzan, “İşte o dakikadan sonra Türkiye’den kaçmaya karar verdim” dedi.
Saygı ÖZTÜRK
Hey gidi günler hey… Yıllar ne çabuk da gelip geçiyor. Bugün, Cem Uzan’ın Türkiye’den kaçışının yıldönümü. 20 Ağustos 2009’da Türkiye’den filmlere taş çıkartacak bir biçimde kaçmıştı. Onun kaçışını, o açıklayana kadar kimseler duymamıştı.
Cem Uzan’a “nasıl kaçtınız?” diye sorduğumda gülüyor. Bu konuda konuşmak istemiyor. Uçakla mı, deniz yoluyla mı, karayoluyla mı ayrıldığını soruyorum, “söyleyemem” karşılığını veriyor. Cem Uzan, 2003 yılından, 2009 yılına kadar adeta “ev hapsinde”ydi. Kimseyle telefonda konuşmuyor, ev içinde “ortam dinlemesi”ne karşı da tedbirli davranıyordu. Yakın dostu, eski Milletvekili Emin Şirin’le bir araya gelebilmek, kahve içmeye davet etmek için aralarında “kahve”, “kahve” sözcüğünden başka bir şey konuşamıyorlardı.
Cem Uzan, servetine el konulmasına, annesi, babası, kardeşi yurtdışına kaçmalarına rağmen, Türkiye’den ayrılmayı hiç düşünmüyordu. Hukuki yönden mücadelesini sürdürdükçe başına yeni dertler açılıyordu.
Bir gecede hırsız kisvesi giydirildi
Baba Kemal Uzan için ilginç bir öykü anlatılır. O, uçağın ekonomik bölümünde yolculuk yaparken, onun müdürleri, Uzan şirketlerindeki gazeteciler, ön bölümde daha yüksek ücretler ödenerek yolculuk yapıyorlardı. Uzan, uçağın arka bölümüne doğru geçerken, kendilerini görmesin diye kafalarını başka yöne çevirdikleri, hatta gazete okuyormuş gibi yüzlerini kapattığı belirtilir.
Cem Uzan’a, 2003 yılına, yani Uzan ailesine darbe vurulmadan önceki durumlarını soruyorum. Şunları anlatıyor:
“Geriye döndüğümüzde, 2000 yılına, yani 2003 olaylarının öncesine gittiğimizde Uzan ailesi Türkiye’nin en varlıklı, en büyük grubuna sahip, en milli şirketlerinin sahibi olan bir aile. O yıl, Uzan şirketlerinin kuruluşunun 46. kuruluş şenliklerini yapıyorduk. 46 senelik bir gruptan bahsediyoruz . 2003 yılının mayıs-haziran aylarına geldiğimizde 40 bin kişi şirketlerimizden her ay maaş alıyor. Yani, en azından aileleriyle birlikte 200 bin kişi bu aileden ekmek yiyor demektir. Hayır işleri, hiç kimse duymadan yapılıyordu. Yapılanların asla reklamı yapılmazdı.
On binlerce kişiyi çalıştıran, yüz binlerce kişiye yardım yapan Uzan ailesi bir gecede ‘hırsız sahtekar çulsuz, dolandırıcı’ kisvesi giydirildi. Bu nasıl oldu kim yaptı bunu? Bunu yapanlar bugün çok net ortada. Bunu yapan yaptırtan ABD şirketinin kullandığı sözde özel güvenlik şirketi çeteleri, bunların Türkiye’de kullandığı kimi kişilerdir. Fethullah Gülen’i de kullandılar. Fethullah Gülen’le ilgili bunu söylememin nedeni bugün gelinen noktadan dolayı değil. Fethullah Gülen aleyhine Star gazetesinden haberler yayınlanıyordu. Amerikalılarla Fethullah Gülen işbirliği içine girdiler. Kepeze el konulması için hazırlığı yapanlar da Fethullahçıydı (Uzan, burada bir bakan ve bazı üst düzey yetkililerin isimlerini sıralıyor.)
Cemaat üzerinden, ailenin servetini yarısı yok ediliyor. Bir yazar (isim veriyor) kendi köşesinde ‘Ben gittim Başbakan Erdoağan a, Kepez elektriğe el koymaları için dil döktüm’ diyor. Erdoğan, yeni Başbakan. O günlerde devleti yeni tanıyor. Ne olduğunu ne olmadığını bilmiyor. ‘El koyun’ dediler koydu. Sonra bütünüyle bankaya hücum başlatılıyor. Banka ondan sonra da telsim ve diğer tüm şirketlere el konuluyor. TMSF, cemaat tarafından dizayn edildiği için 40 bin kişinin çalıştığı 9 ayda Fethullahçıların kontrolü altına geçiriliyor. Aşağı yukarı 12 ile 13 milyar dolar, Uzan ailesinden çalındı.”
“Soruyorum, nerede o paralar?”
Genç Parti Genel Başkanlığı döneminde Cem Uzan, dolaştığı il ve ilçelerde insanlarla “çakk” yapıyor, genç, dinamik hali, partisine yüzde 7,5 oy getiriyordu. Kendisinin ve ailesinin yaşadıkları Cem Uzan’ı hayli yıpratmış. Yakın bir doktor arkadaşının yanına gidip, sağlık kontrolünü yaptırdığında, “üç kalp damarının da önemli ölçüde tıkalı olduğu”nu öğreniyor. “Her an ölebilirsin. Hemen seni yatırıyorum” diyor.
Cem Uzan’ın kalp damarları ameliyata gerek kalmadan açıldı. Kalp damarlarında şimdi üç adet stentle dolaşıyor. Diyetine çok dikkat ediyor, sporunu hiç ihmal etmiyor. Şirketlerine el konulduğunu anlatırken öfkeleniyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Almanlar, TELSİM’i 9 milyar dolara alabilmek için yazılı teklif verdiler. Satmadım. Ama, benim şirketimi TMSF 4,5 milyar dolara davul-zurnayla sattılar. El konulduğu Telsimden iki yılda 2 milyar dolar, çimento ve diğer şirketlerden 1milyar dolar çaldılar. ‘Çimento’ denilip geçiliyor ama Türkiye’nin çimentosunun yüzde 20 sini bu aile üretiyordu. Edirne’den Diyarbakır’a, Van’a, Kars’a, Samsun’a nereye diyorsanız bu ailenin yatırımı vardı.”
Uzan, başlarına gelenleri anlatırken, İmar Bankası’nda olduğu belirtilen “çifte kayıt”a değiniyor ve ekliyor:
“Çifte kayıt diye bir şey uydurdular. İmar Bankası’nda yok böyle bir şey. TMSF ye soruyorum, madem vatandaşa 7,5 katrilyon lira ödediğini söylüyorsun, ve benden bunu istiyorsun. O zaman bana şunun dökümünü versene ki kaç para ödedim. Ali oğlu Veli, Mehmet oğlu Hüseyin kime kaç para ödedim bana bir dökümünü ver. ‘Bankacılık sırrı”dır deyip bunları bana vermediler. ‘Bankacılık sırrı’ ama parayı benden, benim evlatlarımdan istiyor. Hesabı vermiyorlar, çünkü cemaate aktarılan 3 milyar dolar söz konusu.”
Tabii bunlar Cem Uzan’ın iddiaları. Doğru olup olmadığını biz bilemiyoruz. Uzan, TMSF’nin eski yöneticilerinin isimlerini veriyor, “Bavulla paralar geliyor. Dediğim isim her gün saat 17.00’de, diğer yöneticinin yanına iniyor. Aralarında konuşmak yok. Birbirlerine söyleyeceklerini, kime ne kadar para gönderileceğini kağıda yazıyorlar. Şirketler yapılan açıktan satışlar oluyor.”
Köfte bile satması yasak
Bu müthiş iddialar üzerine Uzan’a, “Peki, devlet yetkilileriyle hiç temas kurmuyor musunuz?” diyorum. O şu karşılığı veriyor:
“Bazılarını belgeledim ve Devletin hangi yetkilileri benimle temas kurarsa onlara vereceğim. Şimdi ne yapıyorlar? El koydukları 228 şirketimizi kapatıyorlar. Defterleri imha ediyorlar. Niçin defter imha edilir? Bazı şeyler ortaya çıkmasın diye.”
2004 yılının şubat ayı itibariyle her şeyini kaybetmişti. Artık Cem Uzan için “ev hapsi” dönemi başlamıştı. Telefonla konuşmuyor, elektronik posta iletisi gönderemiyor, yakın dostları hariç kimseyle görüşmüyordu. Evinin dışı polis kaynıyordu. Kaçmak istese bile buna imkan olmadığının farkındaydı. Ancak etrafındaki çemberin giderek daralmakta olduğunu da fark ediyordu. İçinde bulunduğu duruma şöyle isyan ediyordu:
“Bir yerde çalışmam mümkün değil. Bir iş yapmam mümkün değil. Sokakta köfte satıp çocuklarıma bakma hakkına bile sahip değilim. Hep kaçak, saklı- gizli olmak zorundasın. Çocuğuna bakabilmek için bin lira gelir elde etme hakkın yok. Sıfırsın. Ne oluyorsun? Bitiyor, tamamen toplumun dışına, kanunsuzluğa itiliyorsun. Ne için evladıma bakabilmem için. Buna 5,5 yıl ancak dayanabildim.”
Uzan’ı, Savcı Zekeriya Öz çağırdı
O gün avukatlarıyla toplantı halindeydi. Cem Uzan’ın cep telefonu çaldı. “Bilinmeyen” bir numara arıyordu. Cem Beyin bu telefon numarası sınırlı sayıda kişi biliyordu. Önce telefonu açmak istemedi. Bekledi. Telefon çalmaya devam ediyordu. Sonunda açtı, sinirli bir şekilde “niçin bilinmeyen numaradan arıyorsunuz” diye çıkıştı. Karşısındaki kişi son derece sakindi. “Ben, Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nden polis memuru M.E’yim. 14 Şubat Salı günü öğleden sonra sayın C.Savcısı Zekeriye Öz, bir konuda tanık olarak ifadesine başvuracak. O saatte bulunmanız gerekiyor” dedi.
Cem Uzan, “tanık” olarak dinlenecekti. “Bir dakika bunları avukatıma söyleyin. Kendisine veriyorum” dedi. Telefonu avukatı Şaylan Çığgın’a uzattı. Heyecanlanmıştı. Avukat, “tamam, anlaşıldı. Tabii tabii o gün o saatte Cem Bey ile birlikte geleceğiz” dedi. Cem Bey, ne olduğunu, niçin çağrıldığını öğrenmek istiyordu. Avukatı, “Cem Bey, o kadar heyecanlanacak bir şey değil. Siz sanık değilsiniz, tanıksınız” dedi. Uzan’ı yatıştırmaya çalışıyordu. Cem Bey, bardağındaki sudan içti. Biraz rahatlar gibi oldu. Zekeriya Öz’ün tanık olarak ifadesine başvurması bile korku yaratmaya yetiyordu.
Savcı Zekeriya Öz, değişik konularda Cem Uzan’a sorular sordu. Sorgunun sonuna gelindiğinde , “Cem Bey, bakın sağlığınız yerinde, her şeyden önce özgürsünüz. Bu özgürlüğün kıymetini bilin” dedi. İşte, o an alarm zilleri çaldı…5,5 yıllık “ev hapsi”nin sonuna gelinmiş ve yeni bir dönemin hazırlığı başlamıştı.
Yarın: Kaçtığını polis ne zaman öğrendi?
--------------------

20 Ağustos14 – Cem Uzan – 3

Saygı ÖZTÜRK
Artık dayanamıyordu. Evine gelen arkadaşlarıyla bile “dinlenme” endişesiyle bile konuşamıyordu. Tanık olarak ifadesi alındıktan sonra Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün “ÇEAŞ, Kepez davasından sen niye vazgeçmiyorsun. Eskisi kadar zengin değilsin ama halin vaktin yerinden. Cem Bey, bakın her şeyden önce sağlığınız yerinde, özgürlüğünüzün kıymetini bilin” sözleri de Türkiye’den kaçma zamanının geldiğini gösteriyordu. Amerikalı dostları da, “gitme zamanın geldi” diyordu. Cem Uzan için ülke arayışı başlamıştı.
Her şey planlanlanmıştı. Fransa’ya gidilecekti. Her şey çok büyük bir gizlilik içinde yürütülüyor, en ince ayrıntılar hesaplanıyordu. O kadar ayrıntılı planlar yapılmıştı ki, Cem Uzan’ın kolundaki saat bile çıkarttırılmıştı. Evden ayrılık saati gelmişti. Odaları son kez dolaşıyordu. Büyük oğlu Sinan’ın deri bilekliğini gördü. Hiçbir özelliği olmayan bu bilekliği aldı, koluna taktı. Birlikte çıkacağı kişilere, “Oğlumdan bir hatıra. Bunu almak istiyorum” dediğinde gözleri dolmuştu…
Cem Bey, sol kolundaki o bilekliği gösteriyor. “İşte o günden beri bu bilekliği hiçbir gün kolumdan çıkarmadım” diyordu. O sırada yanına kızı Paris geldi. Saçlarını okşarken, yaşadıkları aklına geldi. Şunları söyledi:
“Çalanından çalmayanından, bunca sene ekmek iş verdiğim insanlar tarafından büyük ihanetlere, çok ağır hakaretlere maruz kaldık. Herkesin kendine göre bir ajandası olabilir ama onların faturasını, bedelini ben ve ailem ödedi. 2003’de şirketlerime el konulmasını alkışlayan TÜSİAD’ın bugün hiçbir konuda gıkı çıkmıyor. El konulmasını alkışlıyorlardı. Hepsinden daha iyi iş yaptım, hepsinden daha iyi yönettim şirketleri, hepsinden daha büyük bir servet oluşturdu Uzan ailesi. Alkışlıyorlardı. Niye? O gün çimento fabrikalarında çimentonun maliyeti 20 dolardan satılıyordu bugün 100 dolardan satılıyor.”
O söylenene hiç inanmamıştı
Cem Uzan’ın sahip olduğu dönemde Star Gazetesinin İdari Temsilciliğini Yavuz Onursal yapıyordu. Daha sonra Genç Parti Genel Başkan Yardımcılığ görevini yürüten Onursal, her kesimden yakın dostları olduğu için Ankara’nın havası en iyi koklayan isimlerden birisiydi. Cem Uzan’a “Cem Bey, bütün şirketlerinize el koyacaklar. Bunun hazırlığını yapıyorlar” dediğinde, Uzan, “Git Allah aşkına Yavuz, amma da uçuyorsun” karşılığını verdi. Yavuz Bey, “vallahi el koyacaklar” diye ısrar ediyordu. Uzan, o gün Yavuz Onursal’a “Benim kimseye harcım yok, borcum yok” dese de, Onursal’ın sözleri hiç aklından çıkmadı. Şirketlere el konulduğunda da, hiç şaşırmadı…
Kahve istedi. “Biraz lafı uzatacağım belki ama yapılan komplonun boyutunu anlatmak istiyorum. Biz insanız ve bu olayın bir insani boyutu var. Bugün Türkiye varlıklı, zengin, büyük şirketleri olan büyük istihdam yaratan aileler var. Koç ailesi ‘Koçlar’, Sabancı ailesine ‘Sabancılar’ denilmiyor. Ama Uzan ailesi için basının ‘Uzanlar’ demesi işine geldi. Bu aile, Türkiye’nin her tarafına yatırım yaptı. Başka bir yerlere de yatırım yapmadık. Bu ailenin servetinin yüzde 99’u Türkiye’deydi ve bu servet Türkiye’de yapılmış dünya çapında çok büyük bir servetti. Bu servet, Amerikalı özel şirketlere taşeronluk karşılığında yok edildi yıkıldı. Kameranın içine bakarak söylüyorum 12-13 milyar dolarım yağmalandı. Bunu ispata hazırım. Bazı TMSF yöneticileri (isimler veriyor) milyarlarca doların soyulmasında bir fiil görev aldılar . Bunların hepsini belgeleri elimde var. Benimle ya da avukatımla temas kuracak Devlet yetkililerine bu belgeleri vermeye hazırım.”
Kaçışı 1,5 ay sonra öğrenildi
Cem Uzan’ın 2009 yılına kadar hakkında herhangi bir mahkumiyet yoktu. Türkiye’den ayrılışını Cem Uzan’a ısrarla soruyorum. O şu kadar anlatıyor:
“Abdulkadir Aksu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde, bakan emriyle bana yurt dışına çıkış yasağım konulmuştu. 2009 yılının Ağustos ayında çok maceralı bir yolculuğa çıkarıldım. Bu çalışmayı çok özel bir ekip yürüttü. Artık, yurtdışına çıkmaktan başka çaremin olmadığını anlamıştım. İnsanın özgürlüğünü yaşayabilmesi önemli. Savcının söyledikleri, daha önce söylenenlerin gerçekleşmesi, 6 sene boyunca da ev hapsinde yaşamak bu yola çıkmamın nedenleridir. Çünkü, ülkemde bir yerde çalışmam mümkün değil, iş yapmam, maaş almam, üretmem mümkün değil. Sadece evde oturuyorum. Ama her an o evden de atılabilirim. İki bürokratın iki dudağının arasında ömrünü geçiriyorsun. Bu bir yaşam değil Saygı bey.
Bir de üstüne üstelik hayatınıza kast eden tehdidi de alınca ‘tamam’ diyorsunuz artık.Savcının tehdidinden sonra, çok yakın Amerikalı bir dostumu çağırmıştım. Telefonla konuşamadığım için geldi. Konuştuk ve ona gelişmeleri anlattıktan sonra ‘ne düşünüyorsun?’ diye sordum, bana ‘Time to check out’ yani ‘çıkma vaktin geldi senin’ dedi. Çıkış hazırlıkları işte böyle başladı.
Evden çıktık. Ve sonunda Fransa’dayım. Benim kaçtığımı polis tam 1,5 ay sonra, o da ben açıkladığı zaman öğrendi. İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun, benim kaçmamdan hemen sonra görevden alındı.”
“Davalarda çok iyi bir noktadayım”
Uzan, ÇEAŞ ve Kepez elektrikle ilgili davada son derece güçlü bir noktada olduğunu belirtiyor ve bu konuda şunları söylüyor:
“Halka açık bu şirketlerin hissedarları var . Onların da, benim de mağduriyetlerim var. Ben ne Türkiye Cumhuriyetini soymak, batırmak derdinde değilim. Husumetim de söz konusu değil. Umarım umuyorum aklı selim hakim olur son dönemde olan gelişmeleri de dikkate aldığımızda sayın bakanda ve sayın yeni kurulacak hükümetteki yetkililerde olayın boyutunu daha iyi kavrarlar bu iş sulhen de çözülebilir. Ailemin mağduriyetini gidermek, milyarlarca dolarlık malımı çalan kamu görevlileri ve buradaki sorumluluğundan dolayı Fethullah Gülen’in yargılanmasını istiyorum.”
Milyarlardan sıfıra ve yeniden iş dünyasına
Cem Uzan ve kardeşi Hakan Uzan’ın tekneleri hep konuşulmuştu. Uzan, “O kadar büyük bir servetin içinde yat parası, çerez parası gibi bir şeydi” diyor. En çok vergi veren 5 kişi arasında 3 Uzan soyadının bulunduğu dönemler artık çok geride kalmış. Cem Uzan, babası Kemal beyi, kardeşi Hakan Uzan’ı tam 11 yıldır görmediğini anlatıyor…Hayatında bir gün bile çalışmamış 75 yaşındaki annesi “kara para aklamak” suçundan “kırmızı bülten”le aranıyor. Bunu anlatırken ben “Türkiye’de neyiniz kaldı?” diyorum. İşte Uzan imparatorluğundan geriye kalan:
“Türkiye de hiçbir şeyim yok. Sıfır. Hiçbir şey yok. Milyarlardan sıfıra. 223 şirketime doe el konuldu, hepsi yağmalandı. Kimileri kendisi için, kimileri cemaat için yağmaladı. Hepsine el konuldu. Aileye insani bazda çok büyük kötülük yaptılar. Fethullah Gülen efendi herkese beddua etmeyi biliyor. Ben kimseye beddua etmiyorum ama şunu söyleyeyim bu ailenin ahı ondan aheste aheste çıkacak. Kızım iki aylıkken hakkında ceza davası açtılar. Bu kadar acımasız bu kadar vicdansız insanlar bunlar. Aileye insani bazda çok büyük kötülük yaptılar.”
Cem Uzan’ın üzüm bağlarının ortasındaki havuzlu yazlık evi son derece lüks. Cem Uzan’a, biraz da zorlanarak, “Burada gördüğüm kadarıyla lüks içinde yaşıyorsunuz. Türkiye’den para mı kaçırdınız, burada yaşamak öyle kolay değildir” dedim. İşte, bu soruya Uzan’ın cevabı:
“Birincisi benim kendime göre yurtdışında birikimim vardı. Yine belli yerlerde bazı hisselerim vardı. Onlardan gelen paramla yaşadım, yaşıyorum. Avrupa da iyi yaşamak için insanın çok büyük bir paraya ihtiyacı yok. Allaha çok şükür bir şeye ihtiyacım yok. Ama 11 yıl aradan sonra tekrar iş hayatına döneceğim. Ne yapacağımı üç ay sonra söyleyebilirim.”
Enerji yatırımına yönelik bazı projelerim var. Avrupa da iyi bir çevrem, eşim- dostum ve fikir alış-verişinde bulunduğum insanlar var. Tahmin ediyorum ki kasım ayında ilk adımı atılmış veya atılıyor olacak ve Cem Uzan tekrar iş hayatında olacak. Bu sefer Avrupa da olacak. Ben bir defa yaptım, kurdum birçok şeyi. Bir defa daha kurarım, yaparım diye inanıyorum.”
Peki, Türkiye’ye yatırım var mı? Uzan, “Türkiye’ye yatırım yapmam. Ama, sulh yoluyla davalarımız sonuçlanırsa bende Türkiye’ye yatırım yapmayı tekrardan düşünürüm. Ama aileme karşı bu husumet, haksızlık ortadan kaldırılmadığı sürece, takdir edersiniz ki bende böyle bir şey düşünmem” diyor.
Yarın: Uzan, parti kurmasaydı, bunlar başına gelir miydi?
21 Ağustos14 – Cem Uzan – 4

Saygı ÖZTÜRK
Uzan şirketlerinin kuruluşunun 45. yıldönümü kutlamaları yapılıyordu. Samsun’un Ladik ilçesindeki kutlama adeta mitinge dönüşmüştü. Cem Uzan’a o günlerde siyasi parti kurması halinde başarılı olacağı söyleniyordu. Uzan, Genç Parti’yi kurdu. Partinin yalnız genel başkanı değil, her şeyiydi. İlk seçimde yüzde 7,5’a yakın oy aldı. Türk siyasi hayatında dengeleri Genç parti bozdu. ANAP, DYP, DSP, MHP toz-duman olmuştu.
Uzan ailesine ait Çukurova ve Kepez Elektriğe el konulduğu gün, Cem Uzan partisinin Bursa mitinginde, Başbakan Erdoğan’a “Allah herif, kalleş adam” diyor ve bunun hesabının sorulacağını söylüyordu. Erdoğan, Uzan’ın bu sözlerini hiç unutmadı. Daha sonraki aşamada bütün şirketlerine el konuldu ve ülkede hiçbir iş yapamaz hale getirildi. Uzan’a, uzak bir yol görünmüştü. O Fransa’da, lüks bir yazlıkta SÖZCܒnün “Genç Parti’yi kurmasaydınız, siyasete atılmasaydınız bunlar başınıza gelir miydi?” sorusunu cevaplandırıyordu:
“Genç Partiyi kurmamış olsaydım, bu işler başıma büyük ihtimalle gelmezdi diye düşünüyorum. Başımıza gelenlerden sonra çocuklarıma söz verdim, siyaset defterini kapattım. Gerek sağlık, gerek kendi özel nedenlerimle, çocuklarıma da verdiğim sözle artık siyaset yok Düşüncelerimi paylaşmak fikirlerimi görüşlerimi dinlemek, duymak isteyenlerle paylaşmak için tabi ki her zaman bunu paylaşırım, istişare ederim. Giderim anlatırım ama aktif bir siyaseti düşünmüyorum.”
“Onlara Balyoz, Ergenekon, bize de…”
Cem Uzan, başlarına getirilen olayı “Balyoz”, “Ergenekon” gibi davalara benzetiyor, “Türkiye’nin en varlıklı, en köklü ailelerinden birini yok etme projesi bizde denediler, sonra aynı yöntemleri uyguladılar. Olmayan digital hard diskler, sonradan kayıtlar, şunlar-bunlar. Ergenekon ve Balyoz davaları da bunun bir parçası. Bende denedikleri aynı elbiseyi götürüp, öbür tarafa giydirdiler. Bana ‘hırsız’ dediler, birine ‘terörist’, diğerine ‘darbeci’, İzmir’dekilerine ‘casus’, İstanbul’dakilerine ‘fuhuşçu’ dediler. Bu kadar basit” diyor.
Bazı suç duyurularında bulunmak için “ne beklediğini” soruyorum. O, “yargıda temizlik” yapıldıktan sonra başvuracağını belirtiyor ve bu “temizliğin” önümüzdeki dönem başlatılacağını tahmin ediyor.
Ne oldu da, Cem Uzan yılların sessizliğini bozdu? Üstelik, “bundan sonra susmak yok” diyor. Devlet aleyhine açtığı davalardan en çarpıcı olanını anlatırken, verdiği rakamlar açıkçası dudak uçuklatıyor:
“Cem Uzan olarak, ÇEAŞ ve Kepez’e el konulmasıyla ilgili Stockholm’de açtığım tazminat davası var. Uluslararası Enerji Şartı Anlaşması’na Türkiye’de taraf. Bu anlaşmaya göre, el konulan malın bana bedelini ödemek zorunda. Şahıs olarak istediğim rakam 2,5 milyar Euro artı 10 yıllık faizi. Önemli olan şey şu: bu davayı ben kazandığım an Anayasa’nın amir hükmü gereğince Enerji Bakanlığı, diğer hissedarlara hisseleri oranında aynı parayı ödemek zorunda. Diğer aile fertlerim ve diğer küçük-büyük hisseleri olanlar da hisseleri oranında tazminat kazanmış olacaklar. Bu rakama baktığımızda faizi hariç 25-30 milyar dolara geliyor.Bunlar afaki rakamlar değil. Örneğin 2003 yılında hissedarlara dağıtılan kar payı 300 milyon dolardı.Benim de payıma büyük paralar düşüyordu. Niye ben para çalayım? 2003 yılında en fazla vergi veren ilk 5 kişiden 3’ü, Uzan soyadı taşıyordu.”
“Bunları yaşayacağım hayalimden geçmezdi”
Etrafındaki çemberin daraldığını hissediyor, bu yönde haberler alıyordu. Türkiye’den müthiş bir planla Fransa’ya kaçırılan Cem Uzan, Fransız Devletinin vermiş olduğu “siyasi sığınma” hakkıyla, çıkarılan “kırmızı bülten”e rağmen rahatlamıştı. O gittikten sonra hakkındaki cezalar da arka arkaya gelmeye başladı. “Suç örgütü kurmakt”tan 3 yıl, “Resmi belgede sahtkecilikten” 8 yıl 9 ay, “kamu kuruluşlarını dolandırmaktan” 11 yıl 3 ay, “Nitelikli zimmet”ten 18 yıl olmak üzere toplam 41 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı. Uzan, cezalar için, “Bene verilen hapis cezaları, 5-6 kişiyi öldürene bile verilmiyor” diyor.
Yalnız kendisi değil, baba Kemal Uzan, annesi ve kardeşi Hakan Uzan hakkında da uluslar arası yakalama ve tevkif müzekkeresi niteliğinde “kırmızı bülten” çıkarılmış. Mahkemeye çıkmadıkları için haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı da bulunmuyor. 10 yıldır görmediğini belirttiği babasından, annesinden, kardeşinden söz ederken, sesi boğuklaşıyor. Derin bir sessizlikten sonra devam ediyor:
“İşadamı bir babanın evladıyım. Kardeşimde öyle. İyi eğitim aldık, iyi okullarda, iyi üniversitelerde okuduk, iyi işler kurduk, başarılı işler yaptık. Bunları yaşayacağımızı hayalimizden, aklımızın ucundan, köşesinden geçirmezdik.
Şirketlerimizi yarı fiyatına sattılar. Buna rağmen 7 milyar dolar tahsilat yapıldı. Birisi geldi Cem ve Hakan Uzan’ın kurmuş olduğu TELSİM şirketine 4,5 milyar dolar para saydı. Bunlar bu şirketlerin sahibi olan insanların üç kuruşa ihtiyacı mı var yapmayın gözünüzü seveyim. İmar Bankasına el konuluyor, Devlet yöneticiler atıyor. Maliye adam gönderiyor, vergi cezası kesiyorlar. Başında devletin yöneticisi var, gelen Devletin adamı. Cezayı kesiyor. Normalde hiçbir şey olmasa mahkemeye gidersiniz. ‘Bu kadar vergi borcum yok’ dersiniz. Atanan kişiler mahkemeye falan gitmiyorlar. 3 misli ceza kabul ediliyor. Özel bir kanun çıkartılıyor İmar bankasıyla alakası olmayan benim sorumluluğa veriliyor. Sarı çizmeli Mehmet ağa. Nerden vurursan vur.”
Uzan, İmar Bankası davasını 18 ayda bitiren ve sanıkları 10 yıldan fazla hapis cezasına çarptıran hakimin Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu’na (BDDK) başkan yardımcısı olarak atandığını anlatıyor. Uzan’la ilgili iddianameyi Savcı Fehmi Tosun açmış. Uzan’ın “benden dava açılmaması için bir avukat aracılığıyla 1 milyon istediler” demişti. Savcı Tosun, o ismin kendisi olmadığını bildirdi.
“Ana sorun merkez sağdaki MHP’dedir”
Cem Uzan, kendisi ve ailesinin başına gelenlerin siyasete girmesiyle yakından ilgisi olduğuna inanıyor. Eğer, başına bunlar gelmeseydi genel başkanı olduğu Genç Parti’nin bugün çok farklı yerlerde olacağı görüşünde. “Siyasetçi Cem Uzan gözüyle” Fransa’dan Türkiye siyaseti nasıl gözüktüğünü dinliyorum:
“Bugün Türkiye de muhalefet boşluğu var. Baktığınızda sol oylar 1979 yılında yüzde 40’ ları geçiyor. Ecevit döneminde yüzde 45’e geliyor. Sosyal demokrat oyları belli bir potansiyele sahip. Bu potansiyelin genişlemesi veya artması şu anda mümkün gözükmüyor. CHP de zaten o civarlarda dolaşıyor. Ana sorun merkez sağda MHP’dedir. Necmettin Erbakan’ın ekolü Refah, Fazilet partileri Recep Tayyip Erdoğan’la, Abdullah Gül’le bir değişim, açılım yaşamış, merkez sağa oturmuş, merkez sağı doldurmuştur.
Gerek AKP’nin büyümesi, gerek Genç Parti faktörüyle 2002 de Anavatan, Demokratik Sol Parti, Saadet Partisi tasfiye dilmiştir. 2002’de MHP de tasfiye edilmiştir. 2002’den sonra benim ve Genç Parti’nin başına kurulan komplolardan dolayı MHP tekrar 2007 de meclise girebilmiştir. Bir türlü değişimini tamamlayamamış, açılımını yapamamış ve merkez sağda bir alternatif oluşturamamıştır. Bundan sonrasında da merkez sağda MHP açılımı, dönüşümü sağlar merkeze oturabilir veya yönetim, mantık, düşünce, zihniyet değişikliğini yapabilirse merkez sağa oturur. Eğer oturamazsa merkez sağda başka bir parti çıkıncaya kadar Türkiye’ de AKP iktidarı devam eder. AKP kendi içinde yönetimini, genel başkalarını değiştirebilir, yönetimi devam eder. Solda da CHP yüzde 30’lar civarında muhalefet görevi üstüne konumunun dışına çıkamaz.”
Peki hep siyaset böyle mi gidecek? Güzel bir söz var: Kavak ağaçları sonsuza kadar uzamıyor.
-------
Uzan’daki Galatasaray sevdası
Konuştukça, Türkiye’den, davalardan, bir zamanlar dost sandıklarından söz ederken efkarlanıyor. Uzan, gömleğinden bir düğme daha açıyor ve devam ediyor:
“Öyle bir noktaya geliyorsunuz ki hayatınız, sağlığınız elinden gidiyor. Üzüntüsü, acısı, stresi hayatın gerçeği. Bir yere kadar dayanıyor, sonra ‘Allah cezasını versin’ diyorsunuz. Takip edemiyorsunuz. ‘Ne halleri varsa görsünler’ diyorsun. Tanrıya şükürler olsun sağlığım olduğunca, olabildiğince özgür bir şekilde burada yaşıyorum.
Özlediğim dostlarım arkadaşlarım yok mu tabi ki var. Türkiye’den çok kırgın ayrıldım. Buna rağmen özlediğim dostların dışında birkaç sevdiğim yere gidip bir şey yemeyi özlüyorum. Her zaman gittiğim yerler vardı kendime göre. Kıyıda balık yemeyi özledim mesela. Beyti lokantasında yemek yemeyi özledim. Galatasaray maçlarını statta izlemeyi çok özledim. Burada, Galatasaray maçlarını uydudan izliyorum. Bütün arkadaşlarım Galatasaray’a olan tutkumu biliyorlar. Fransa’da, Galatasaraylı yaptığım çok Fransız arkadaşım var. Kura çekiminde inşallah Paris Sen Jermen çıkarda Galatasaray Paris e gelir diye bekliyorum. O haftanın en büyük, keyifli anı o oluyor.”
Galatasaraydan söz ederken, oğlu Renç’in üzerindeki Galatasaray formasını gösteriyor. Kızı Paris, Galatasaray sevdalısı. Spor, evde en çok konuştukları konu. Çocukları, yüzmeye giderken, çocukların Tunç ağabeyleri ise “Yalnız formamız Galatasaray değil, otomobilin camında da Galatasaray amblemi var” diyor. Çocukları otomobile binerken Cem Uzan, “Türkiye de şu anda benim çocuklarımın 10 yıldır sokakta domates satma hakkı bile yok. Bu karar, TMSF’nin talebi üzerine mahkeme kararıdır” diyor.
BİTTİ
-------

Facebook'ta paylaş    Twitter'da paylaş



Saygı Öztürk > Cem Uzan'la uzun bir röportaj

Diğer Yazıları:
  4/10/2017 Bunun kaybedeni Türkiye olur…
  3/10/2017 13 yılın en ağır kaybı
  1/10/2017 Danıştay’ın bu kararı yargılatmayanlara ders olsun
29/9/2017 Onlar parsel parsel kazanırken…
27/9/2017 Bu bayramı siz yine mi unuttunuz?
26/9/2017 HSK Başkanvekili, davaları SÖZCܒye anlattı
24/9/2017 Milletvekili rantına CHP’den veto
22/9/2017 Gerilim artıyor; Kerkük korkutuyor
20/9/2017 Barzani’nin mektubu… Nereden nereye?
19/9/2017 Barzani, baba vasiyetini unuttu mu?
17/9/2017 Hakkını yemeyelim bunlar hep AKP’nin eseri
15/9/2017 Bunlar, tehlikeli tırmanışlar
13/9/2017 İHA’nın ve SİHA’nın gördükleri
12/9/2017 Özel Kuvvetler Komutanlığı davasında ilginç sorular
10/9/2017 Çağlayan: Ben hesabını verdim
  8/9/2017 Yaklaşan tehlike, Cumhurbaşkanı’na 2.5 ay önce söylenmiş
  6/9/2017 Evet, gerçekten herkese lazım…
  5/9/2017 Öldürmeyin, yaşama döndürün
  3/9/2017 Gençlik bunlara mı emanet?
  1/9/2017 Bu nasıl sığınmacılık?
30/8/2017 Biri ‘Yeşil’ biri ‘Öksüz’
29/8/2017 İddianamenin “siyasi baskı” bölümü niçin kısaltıldı?
27/8/2017 Öksüz skandalında yeni perde
25/8/2017 Zekai Paşa SÖZCܒye konuştu
23/8/2017 Komutanların istifasının nedeni ByLock mu?


 


..:: KİTAPLARI ::..

Okyanus Ötesindeki Vaiz fetö kitabı
Okyanus Ötesindeki Vaiz
Çok gizli damgalı raporların ışığında MİT-Emniyet-Yargı üçgeninde Fethullah Gülen Gerçeği
2010


Kod Adı Mürted Tanıklar ve belgeler ışığında 15 temmuz
Kod Adı Mürted
Tanıklar ve Belgeler Işığında 15 Temmuz
2016

Balyoz'da Kumpas

Balyoz'da Kumpas
Belgeleriyle Balyoz Davası ve Sonrası
2014

Örgüt Pazarı

Örgüt Pazarı
Sağ-Sol Örgütler, Kürtçülük ve Tarikatlar
2013

Belgelerle 28 Şubat

Belgelerle 28 Şubat
Dünü ve bugünü ile 28 Şubat
2013

Son Babalar
Son Babalar
Türkiye'deki yeraltı örgütlenmesinin değişen yüzü, değişen kimlikleri...
2011

Okyanus Ötesindeki Vaiz fetö kitabı
Okyanus Ötesindeki Vaiz
Çok gizli damgalı raporların ışığında MİT-Emniyet-Yargı üçgeninde Fethullah Gülen Gerçeği
2010

MGK
MGK
28 Şubat'ta kapalı kapılar ardında neler yaşandı. Belgeleriyle bu kitapta..
2011

Taşeron Mesih
Taşeron Mesih
Mehmet Ali Ağca’yı belge ve bilgilerin ışığında daha yakından tanıyacaksınız
2010

Ölüm Kuyuları
Ölüm Kuyuları
İddiadan gerçeğe Şemdinli olayları
2009

Belgelerle Ergenekon
Belgelerle Ergenekon
Herşey Ümraniye'de bulunan bombalarla başladı..
2008

5-6-2 Tamam Reis
5-6-2 Tamam Reis
Kırcı, Ağca ve bir dönemin cinayetleri
2008

Apo Olayının Perde Arkası
Apo Olayının Perde Arkası
Abdullah Öcalan'ın yakalanışının ve sonrasının belgeler ile anlatımı
2009

33 Kurşun
33 Kurşun
33 erimizin şehit edildiği katliamın tanıkları anlatıyor
2008

İsmet Paşa'nın Kürt Raporu
İsmet Paşa'nın Kürt Raporu
İsmet Paşanın gizli raporu 75 yıl sonra ortaya çıktı
2007

Sınır Ötesi Savaş'ın Kurmay Günlüğü
Sınır Ötesi Savaş'ın Kurmay Günlüğü
1. Kuzey Irak Harekatı'nn Öyküsü
2007

Devletin Derinliklerinde
Devletin Derinliklerinde
Belgelerle Sususrluk'un perde arkası
2002

Madalyalı Mahkum
Madalyalı Mahkum
Korkut Eken Olayı
2007


twitter.com/saygi_ozturk
tr.linkedin.com/in/saygiozturk
facebook.com/saygiozturk

Saygı Öztürk Kimdir

webmaster Site Haritası

© 2018  www.saygiozturk.com I www.saygiozturk.net Saygı Öztürk kitapları ve yazıları